Ana içeriğe atla

  
 
Print Friendly and PDF

Çekirge Havası

 

Göz kamaştıran o ışıkların, set arkasındaki saygısızca bağırışların ve "Bu ülkede devlet de kanun da benim!" diye kasım kasım kasıldığı o fiyakalı günlerin sonu, meğer soğuk bir şafak operasyonuymuş. Ekranda milyonların hayran olduğu, arkasındaki nüfuzuna güvenip herkese yukardan bakan o dev cüsseli dizi sanatçısı, şimdi iki metrekarelik bir hücrenin köşesinde, sırtında eski bir hırkayla baş başa kaldı.

Zamanında o tarlalarda neşeyle zıplayan, karıncaları ezip geçen o kibirli çekirge kendisiydi; rüzgarının hiç bitmeyeceğini, o şanlı yazın hiç son bulmayacağını sanıyordu.

Hücreye atılmadan hemen önce, o son çaresizlik anında emniyet koridorunda eline telefonunu alabilmişti. Kendisini bu bataktan çıkaracağını düşündüğü, eskiden şerefine kadehler kaldırdığı, arkasını yasladığı o nüfuzlu dostlarını tek tek aradı.

Ekranda isimler döndü durdu ama hatların ucundan sadece buz gibi bir sessizlik yükseldi.

Dün önünde el pençe divan duranlar, "Bir emrin var mı?" diyenler, şimdi adını ekranda görünce telefonları ya meşgule atıyor ya da numarasını hiç tanımıyormuş gibi sessizliğe gömülüyordu.

Anladı ki gücü bittiğinde, o sahte krallığın tebaası da bir gecede buhar olup uçmuştu.

Şimdi parmaklıkların ardında, o küçücük demir mazgaldan dışarıya, gökyüzünün sadece kendisine ayrılan bir karışlık kısmına bakıyordu.

Gözünün önüne o lüks arabalarla attığı turlar, korumalarla mekan basmaları, "Bana kimse dokunamaz" diye savurduğu o içi boş tehditler geliyordu.

Ne kadar yüksekten uçtuysa, yere çakılması o kadar gürültülü ve acı verici olmuştu. Meğer her zıplayışı, onu bu karanlık çukura biraz daha yaklaştıran birer adımdan başka bir şey değilmiş.

İçi sızlayarak, o buz gibi duvara sırtını yasladı ve fukara bir çaresizlikle fısıldadı: "Heyhat... Bu da mı gelecekti başa?"

Herkesin önünde eğildiği o görkemli setler neredeydi, bu paslı ranzanın soğukluğu neredeydi?

"Ben devletim" diye bağıran o kurnaz sesi, şimdi bir gardiyanın ayak sesinde korkuyla içine kaçıyordu.

Onun kışı çok sert gelmişti. Kanatları kırılmış, o havalı ceketlerin yerini mahkum kıyafetleri almıştı. Şimdi dışarıda hayat fiyakasız ama dürüstçe devam ederken, o burada geçmişin o kibirli yankılarıyla, kendi kendini yiyip bitiriyordu.

Tam o sırada, zihninin derinliklerinden çocukluğunda izlediği o eski dövüş sanatı dizisindeki Kung Fu hocasının talebesi Çekirge’ye söylediği o meşhur nasihat kulaklarında yankılandı. Hoca sanki tam karşısına geçmiş, o bilge gözleriyle süzerek konuşuyordu:

"Bak küçük çekirge... Doğa sana yükseğe zıplama yeteneğini, başkalarını tepeden izle ya da karıncaları ez diye vermedi. Attığın her yüksek adım, sadece seni avlamak isteyen kuşların menzilini genişletir. Unutma; ne kadar uzağa sıçrayabilirsen sıçra, bacaklarındaki güç mevsimliktir. Toprağa basmayı unutan, gücünü göklerden sanan her kibirli canlı, gün gelir ilk kışta donarak yere çakılır. Adaletin kışı geldiğinde, geride ne havan kalır ne de zıplayacak bir dalın..."

Gözünden bir damla yaş süzüldü. Adam, hocanın haklılığını anlamak için her şeyini kaybetmek zorunda kalmıştı.

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ

    KAYIP TÜRKLER ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KURTLESEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ Baskı: Aralık 2014 ALİ RIZA ÖZDEMİR 1977 yılında Erzincan'da doğdu. Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünden mezun oldu. Erzincan Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Kitaplarının ve kitap bölümlerinin dışında yazı, makale ve şiirleri değişik yayın organlarında yayımlanan Ali Rıza Özdemir, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsünün Politik, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezine bilimsel danışmanlık yapmaktadır. Özdemir, çalışmalarını tarihi coğrafya, dinler coğrafyası ve etnik coğrafya ile coğrafya tarihi ve coğrafyada felsefesi yönelimler konularında yoğunlaştırmıştır. YayımIanmış kitapları şunlardır: Ali Rıza Özdemir, (Hifzullah Eryeşil, Ahmet Remzi Oran, Ab- durrahim Güneş ile birlikte), Beyaz Kent: Siirt, Siirt Valiliği Yayınları, Ankara, 2007. Ali Rıza Özdemir, Kart Kurt Sesleri Arasında Kaybolan Gerçek: Kür...

YEZİDİLİĞİN YOKEDİLMESİ ÜZERİNE BİLİMSEL SAHTEKÂRLIK

  Yezidiliği yoketmek için yapılan sinsi uygulama… Yezidilik yerine EZİDİLİK kullanılarak,   bir kelime değil br topluluk   yok edilmeye çalışılıyor. Ortadoğuda geneli Şafii Kürtler arasında   Yezidiler   bir ayrıcalık gösterirken adlarının   “Ezidi” olarak değişimi   -mesnetsiz uydurmalar ile-   bir topluluk tarihinden koparılmak isteniyor. Lawrensin “Kürtleri Türklerden   koparmak için bir yüzyıl gerekir dediği gibi.” Yezidiler içinde   bir elli sene yeter gibi. Çünkü Yezidiler kapalı toplumdan yeni yeni açılım gösteriyorlar. En son İŞİD in terör faaliyetleri ile Yezidiler ağır yara aldılar. Birde bu hain plan ile 20 sene sonraki yeni nesil tarihinden kopacak ve istenilen hedef ne ise [?]  o olacaktır.   YÖK tezlerinde bile son yıllarda     Yezidilik, dipnotlarda   varken, temel metinlerde   Ezidilik   olarak yazılması ilmi ve araştırma kurallarına uygun değilken o tezler nasıl ilmi kurullardan ...

Ahmad al-Ghazali, The Metaphysics of Love

  Ahmad al-Ghazali, Remembrance, and the Metaphysics of Love JOSEPH E. B. LUMBARD For Alexis “Love is not love which alters when it alteration finds, or bends with the remover to remove.” Acknowledgments This book derives from a doctoral dissertation submitted to Yale University’s Department of Religious Studies. I am deeply indebted to my dissertation advisor, Gerhard Bowering, who first suggested this topic and saw the project through to completion. I must also thank Seyyed Hossein Nasr, under whom I completed an MA thesis on Abu Hamid al-Ghazali and who first introduced me to the fields of Islamic Studies and Sufi Studies. Beatrice Gruendler served as a meticulous reader for the dissertation and provided the overall structure that I have maintained in the final book. As a reader for the dissertation, William Chittick provided many excellent suggestions. His thorough critique of the revised manuscript many years later was invaluable. Neither the dissertation nor thi...
Arşiv Keşif Ağı: