Ana içeriğe atla

  
 
Print Friendly and PDF

Kaosun Karanlığından Logos'un Aydınlığına: İnsan Bilincinin İlahi Serüveni

 

Yüklenmiş olan kaynağın orijinal ismi "We Who Wrestle with God: Perceptions of the Divine" / Tanrı ile Güreşen Bizler: İlahi Algılar olup, Dr. Jordan B. Peterson tarafından 2024 yılında kaleme alınmıştır. Bu eser, kutsal metinleri yalnızca dini birer doktrin olarak değil, insan bilincinin evrimini, ahlaki düzenin inşasını ve toplumsal istikrarın psikolojik temellerini açıklayan birer arketip / archetype haritası olarak analiz etmektedir. Peterson’a göre dünya sadece nesnel gerçeklerin bir yığını değil, bir değerler hiyerarşisi / hierarchy of value aracılığıyla filtrelenmesi gereken karmaşık bir hikâyeler bütünüdür.

Biblik Anlatıların Psikolojik ve Tarihsel Analizi

Metnin temel argümanı, insanın her an dünyayı algılarken aslında bir "kurban" / sacrifice sunduğu gerçeğine dayanır. Bir şeye dikkat kesilmek, diğer sonsuz olasılığı feda etmek demektir; bu nedenle algı, özü itibarıyla ahlaki bir eylemdir.

·      Yaratılış ve Düzen (Logos): Başlangıçta dünya "tohu va bohu" / kaos halindeyken, Tanrı (Logos / Söz) bu karanlığın üzerinde hareket ederek ışığı karanlıktan, karayı sudan ayırmıştır. Psikolojik veriler ışığında bu, bilincin belirsizlik deryasından anlamlı bir gerçeklik çıkarma sürecidir.

***Bilincin dünyayı düzenleme kapasitesi, Tanrı’nın imgesinde yaratılmış olmanın özüdür.***.

·      Adem, Havva ve Gurur: İnsanlığın "düşüşü" / the fall, sadece bir meyvenin yenmesi değil, insanın kendi sınırlı aklıyla ahlaki düzeni (iyiyi ve kötüyü) yeniden tanımlama küstahlığıdır.

İnsanın kendi öznel yargısını evrensel ahlakın üzerine koyması, kaçınılmaz olarak cennetten sürülme ve varoluşsal bir çıplaklık / utanç ile sonuçlanır..

·      Kabil ve Habil – Haset ve Kurban: Bu anlatı, iki temel insan tutumunu simgeler. Habil, en iyisini kurban ederek geleceğe yatırım yapar; Kabil ise bir şeyleri eksik tutar, hile yapar ve başarısızlığının faturasını Tanrı’ya (varoluşa) keser. Kabil karakteri; narsist, hasetçi ve intikam peşinde koşan bir kişiliğin ilk örneğidir.

***Başarısızlık sonrası tövbe etmek yerine resentman / hınç yolunu seçmek, bireyi "deicide" / tanrıkatli düşüncesine ve toplumsal yıkıma sürükler.***.

·      Nuh ve Hazırlık: Nuh, "fırtınanın yaklaştığını" sezen bilge kişidir. Psikolojik olarak bu, kaosun belirtilerini önceden görüp ahlaki bütünlüğünü (ark / gemiyi) koruyan insan tipidir.

Toplumun geri kalanı hedonizm / hazcılık ve körlük içinde yüzerken, tek bir doğru adamın hazırlığı dünyayı yeniden kurabilir..

·      İbrahim ve Macera: Abraham, 75 yaşına kadar ailesinin yanında korunaklı ama "başarısız bir başlangıç" / failure to launch sergileyen bir figürdür. İlahi çağrı onu konfor alanından çıkarıp maceraya iter.

Gerçek inanç, bilinmeyene doğru atılan ve kişisel dönüşümü tetikleyen cesur bir adımdır..

·      Musa ve Özgürlük: Musa, hem Mısır prensi hem de İbrani bir köle olarak "çifte soy" / dual ancestry mitini temsil eder. O, tiranlıktan (taşlaşmış düzen) kaçıp çöle (kaos) sığınan, ancak yanan çalı / burning bush (dönüşüm ateşi) aracılığıyla halkını özgürlüğe taşıma sorumluluğunu alan liderdir. Musa'nın en büyük trajedisi ve günahı, ikna yerine güç / power kullanma eğilimidir ki bu yüzden vaat edilen toprağa girmesi engellenmiştir.

·      Yunus ve Kaçış: Yunus, vicdanının (Tanrı’nın sesi) çağrısından kaçmaya çalışan ancak kaçtıkça fırtınaya ve nihayetinde "balığın karnına" / belly of the whale (bilinçdışının karanlığı/cehennem) gömülen trajik bir kahramandır.

***Doğruyu söylemekten kaçınmak, bireyi ve toplumu yutan bir derinliğe sürükler.***.

Sorulması Gereken Sorular ve Tavsiyeler

Bu kaynağın derinlemesine anlaşılması ve tartışılması için şu sorular üzerine odaklanılması tavsiye edilir:

1.   Algı ve Kurban İlişkisi: Peterson’ın "algılamak bir kurbandır" tezi, modern nöropsikoloji ve dikkat ekonomisi bağlamında nasıl değerlendirilebilir?

2.   Sorumluluk ve Anlam: Adem’in çıplaklığını fark etmesi ile sorumluluk alması arasındaki ilişki, insanın depresyon ve kaygı / anxiety karşısındaki savunma mekanizmalarını nasıl açıklar?

3.   Tiranlık ve Kölelik Psikolojisi: Mısır’dan çıkan İbranilerin çölde sürekli "Mısır’daki et tencerelelerine" özlem duyması (yanlış nostalji), özgürlüğün getirdiği sorumluluktan kaçan modern insan için ne ifade eder?

4.   Sübdisiyarite / Subsidiary İlkesi: Jethro’nun Musa’ya verdiği öğütle temellenen "yetki devri" ilkesi, totalitarizmden kurtulmak için neden hayati bir öneme sahiptir?

5.   Simge ve Gerçeklik: Yunus’un balık tarafından yutulması veya Musa’nın asasının yılana dönüşmesi gibi "mucizevi" olaylar, bilimsel birer olgu olarak değil de "meta-gerçeklikler" olarak nasıl okunmalıdır?

6.   Haset ve Şiddet: Kabil’in hikâyesi üzerinden, modern "mağduriyet kültürü" ve kimlik politikalarının toplumsal şiddeti nasıl körüklediği analiz edilebilir mi?

Varlığın Vicdanı ve İlahi Terbiye: Logos’un İnsan Ruhuyla Kesintisiz Dansı

İlahi olanın insanla kurduğu bağ, durağan bir gözlem değil, aksine her an devam eden ve insanı kaostan düzene çağıran dinamik bir süreçtir. Tanrı, yaratılışın başlangıcında "tohu va bohu" / kaos üzerinde hareket eden yaratıcı ruh / Logos olarak sunulur ve bu ruh, dünyayı "iyi" olan bir düzene sokma işini insana devrederek onu başıboş bırakmadığını ilan eder. İnsanın "Tanrı’nın imgesi" / image of God olarak yaratılması, onun dünyayı isimlendirme ve düzene sokma kapasitesine sahip olduğu, yani her bireyin ilahi bir sorumluluk taşıdığı anlamına gelir.

Vicdan, Tanrı ile kişisel bir ilişki kurmanın ve O'nun sesini her an duymanın en sübjektif ve köklü yoludur.. Kaynaklarda sürekli vurgulanan ana düşünce, Tanrı’nın insanı yalnızca kurallarla değil, vicdanın o "hafif ve ince sesi" / still small voice aracılığıyla sürekli terbiye ettiği ve doğruya yönlendirdiğidir.

İlahi Terbiyenin Psikolojik Mekanizmaları ve Şartları

Tanrı’nın kullarını terbiye etmesi, onları konfor alanlarından çıkarıp bir "macera" / adventure içine itmesiyle başlar. Abraham (İbrahim) örneğinde görüldüğü gibi, ilahi çağrı kişiyi babasının evinden, yani güvenli ama gelişime kapalı alanından çıkarır. Bu süreçte karşılaşılan zorluklar, tesadüfi birer eziyet değil, karakterin olgunlaşması için gereken "kurban" / sacrifice ve "çalışma" / work şartlarıdır.

·      Kurban ve Emek İlişkisi: Terbiye sürecinde Tanrı, yetersiz veya hileli kurbanları (Kabil örneği) reddederek insanı "en iyisini sunmaya" zorlar. Tanrı’ya sunulan kurban, aslında bugünün hazzını geleceğin ve toplumun iyiliği için feda etme sanatıdır..

·      Çöl ve Kaosun Rolü: Mısır’daki kölelikten (taşlaşmış ve tiranlaşmış düzen) çıkan İsrailoğullarının doğrudan vaat edilen topraklara değil de çöle sürülmesi, ilahi bir pedagoji örneğidir. Çöl, eski kölelik alışkanlıklarının yakıldığı, ruhun özgürlüğün getirdiği sorumluluğu taşıyabilecek seviyeye getirildiği bir arınma yeridir.

***Zorunlu bir geçiş alanı olan çöl, ruhun tiranlıktan kurtulup Tanrı ile yürümeyi öğrendiği bir okul niteliğindedir.***.

Bireyin Olgunlaşması ve Karakter Analizi

İlahi terbiye sürecinde öne çıkan şahsiyetlerin psikolojik analizleri, bu bağın ne denli derin olduğunu gösterir:

·      Musa: Prens ve çoban olarak "çifte soy" / dual ancestry mitini taşır. En büyük sınavı ve terbiyesi, ikna yerine güç / power kullanma eğilimidir. Kayayı asasıyla döverek su çıkarması, sabırsızlığının ve güce olan zaafının bir göstergesidir; bu yüzden vaat edilen toprağa girmesi engellenmiştir.

·      Yunus: Kendi vicdanından / conscience kaçmaya çalışan ama "balığın karnında" / belly of the whale yani kendi içsel karanlığında tövbe ederek yeniden doğan trajik bir figürdür. İnsanın kendi iç sesinden kaçması, onu kaçınılmaz olarak bir kaos fırtınasına ve ardından bir karanlık yutulma deneyimine sürüklemektedir..

·      Eyüp (Job): Başına gelen tüm felaketlere rağmen isyan etmeyerek Tanrı’nın insana olan güvenini doğrular. Eyüp’ün terbiyesi, sufferance / acı çekme karşısında bile anlamı yitirmemenin en yüksek örneğidir.

Toplumsal Düzen ve Sübdisiyarite / Subsidiary

Tanrı, toplumun terbiye edilmesi için "On Emir" gibi açık kurallar koyarken aynı zamanda "yetki devri" / subsidiary ilkesini de hatırlatır. Jethro’nun Musa’ya verdiği öğüt, adaletin yalnızca tek bir merkezden değil, her kademede (onlar, elliler, yüzler üzerine atanan hakimler) tecelli etmesi gerektiğini savunur. Bu, bireyin kendi hayatının sorumluluğunu alarak "kendi kendinin hakimi" olmasını sağlar. ***Adaleti ve sorumluluğu yerel kademelere yaymak, tiranlığın en güçlü panzehiridir.***.

Sonuç olarak, Tanrı ile güreşmek / wrestling with God (İsrail isminin kökeni), insanın hayattan kopuk olmadığını, aksine her kararında ve her eyleminde ilahi olanla bir pazarlık, bir sözleşme / covenant içinde olduğunu gösterir. Acılar, engeller ve "yoldaki yılanlar", insanı uyanık tutmak ve karakterini kemale erdirmek için tasarlanmış ilahi araçlardır.

Varlığın Aynasında Tanrı ve İnsan: Kelam’ın/Logos’un Tarihsel ve Psikolojik Tekamülü

"İnsanoğlunun yaratılış öyküsü, sıradan bir biyolojik başlangıç değil, ilahi olanın yeryüzündeki yansıması olan Imago Dei / Tanrı’nın Sureti kavramıyla şekillenmiştir." Kaynak metinlerde vurgulandığı üzere, insanın Tanrı’nın suretinde yaratılmış olması, onun kaos / chaos ve düzen / order arasındaki sınırda yaşayan, potansiyeli isimlendirme ve dönüştürme yetisine sahip bir varlık olduğu anlamına gelir. Bu yaratılış süreci, Tanrı’nın evreni sadece mekanik bir yer olarak değil, her şeyin gelişip serpilmesini hedefleyen bir sevgi / love ruhuyla inşa etmesiyle sonuçlanmıştır. İnsanın kutsallığı, onun dünyayı Kelam / Logos aracılığıyla düzenleme kapasitesinden ve bu süreçte ilahi yaratıcılığın bir mikrokozmosu / microcosm olarak rol almasından kaynaklanır..

İlahi Merhamet ve İnsanın Düştüğü Karanlık

İnsanlık, sahip olduğu bu yüce onura rağmen, gurur / pride günahına yenik düşerek kendi sınırlı aklıyla ahlaki düzeni yeniden tanımlamaya kalkışmıştır. Bu "düşüş" / the fall, sadece cennetten bir sürgün değil, insanın kendi çıplaklığı ve yetersizliğiyle yüzleştiği bir varoluşsal utanç sürecidir. Tanrı, kulu başıboş bırakmamış; aksine ona acıyarak ve onu severek, kaostan çıkış yollarını işaret eden "tanımlayıcı anlar" ve rehberler sunmuştur. Tanrı’nın insana olan sevgisi, onun en değerli varlığını yani öz evladını veya en yüce mesajını feda etmeye gönüllü olan koruyucu bir babalık ruhu olarak tezahür eder..

Hz. İsa’nın Gönderilme Nedeni: Nihai Kurban ve Kefaret

Kutsal metinler, Hz. İsa’yı (Jesus) tarih boyunca süregelen kurban / sacrifice silsilesinin bir zirvesi ve "İyi Çoban" / Good Shepherd arketipi / archetype olarak sunar.

·      Logos’un Bedenleşmesi: Hz. İsa, kaosun üzerinde hareket eden yaratıcı Söz’ün / Logos insan formunda tam manasıyla vücut bulmuş halidir.

·      Kurbanın Niteliği: İnsanlık, kendi hataları ve yalanlarıyla biriken "cehennem" yükünü taşıyamaz hale geldiğinde, Hz. İsa tüm bu günahları üzerine alarak kendini feda etmiştir.

·      Ölümün Mağlup Edilmesi: Onun gelişi, sadece bir ahlak hocası olarak değil, "ölümün wages / ücreti olan günahı" (Romans 6:23) bizzat kendi ölümüyle ödeyerek yaşamı kutsallaştırmak içindir.

·      Cehennemin Yağmalanması: Hz. İsa, çarmıhta çektiği acılarla cehennemin derinliklerine inmiş (harrowing of hell / cehennemin yağmalanması) ve insan ruhunu malevolence / kötü niyetin pençesinden kurtarmıştır.

 

***Fedakarlık, Tanrı ile kurulan sözleşmenin / covenant en yüce kanıtıdır ve bu yol, insanın kendi benliğinden vazgeçerek ilahi hakikate ulaşmasını sağlar.***.

Peygamberlik Örüntüsü ve İlahi Müdahale

"Peygamberlik Çağrısı"nın / Prophetic Call nedenlerini psikolojik verilerle analiz eder. Peygamberler; toplumlar tiranlık / tyranny, hedonizm / hedonism ve narsisistik gurur / narcissistic pride içinde boğulduklarında, düzeni / order yeniden tesis etmek için gönderilirler.

·      Yıkımdan Korunma: Nuh ve İbrahim örneklerinde görüldüğü üzere peyamber, "yaklaşan fırtınayı" sezen ve toplumu bir "Ark" / Gemi (ahlaki bütünlük) inşa etmeye çağıran vicedır / voice.

·      Yasanın İhyası: Musa örneğinde olduğu gibi, peygamberler köleleşmiş zihinleri özgürlüğe taşımak ve ilahi yasayı (On Emir) taşlara kazıyarak kalıcı kılmak için görevlendirilirler.

·      Kaçınılmaz Uyarı: Yunus örneğinde ise peygamber, en sevmediği düşmanlarını bile uyararak onları helak olmaktan kurtarmakla mükelleftir; çünkü Tanrı’nın merhameti her şeyi kuşatır.

***İlahi olanın insanla kurduğu bağ, insanın hür iradesine saygı duyan ama onu her an doğruya çağıran dinamik bir vicdan / conscience dilaogudur.***. Sonuç olarak, elçilerin gönderilme nedeni; insanın kendi eliyle yarattığı cehennemde boğulmasını önlemek, ona "romantik hayat macerasını" geri vermek ve onu yeniden "Cennet Bahçesi"nin / Garden of Eden sakinleri olmaya hazırlamaktır.

İlahi Merhametin Koruyucu Kalkanı: Kıyamet, Peygamberlik ve İnsanın Bitmeyen Terbiyesi

"Kıyametin zamanlaması ve ilahi müdahalenin niteliği, sadece bir bitiş hikâyesi değil; aynı zamanda Tanrı’nın insanlık üzerindeki sonsuz sabrının ve terbiye edici iradesinin bir yansımasıdır". Kaynak metinlerde vurgulandığı üzere, dünya sadece nesnel gerçeklerin bir yığını değil, ilahi bir düzenin / cosmos içinde anlamlandırılması gereken bir süreçtir. Kıyamet veya toplumsal çöküş, Tanrı’nın keyfi bir cezası değil; aksine insanın kendi eliyle ördüğü yalanların ve ahlaki yozlaşmanın / sin kaçınılmaz bir sonucu, bir sistem faaliyeti olarak sunulur. Tanrı, bu nihai yıkımı "aceleye getirmemekte"; aksine her fırsatta peygamberler ve elçiler aracılığıyla insanlığı uyarmakta, onlara pişmanlık ve uyanış / metanoia kapılarını sonuna kadar açmaktadır.

İlahi Sevgi ve Peygamberlik Çağrısının Psikolojik Temelleri

Tanrı’nın insanı kendi suretinde / Imago Dei yaratmış olması, insanın hem potansiyel hem de sorumluluk açısından dinsel bir onura sahip olduğunu gösterir. Bu bağlamda peyamberlerin gönderilmesi, Tanrı’nın kullarına olan "acıması ve sevgisi" / divine mercy ile dinden bağımsız bir şekilde temellendirilir. Elçiler; toplumlar tiranlık / tyranny, hazcılık / hedonism ve narsisistik gurur / narcissistic pride içinde boğulduklarında, düzeni / order yeniden tesis etmek ve "yaklaşan fırtınayı" haber vermek üzere birer rehber olarak gönderilirler.

·      Nuh ve Hazırlık Çağrısı: Nuh, kendi nesli arasında "tam ve mükemmel" / perfect in his generations olarak tanımlanan, Tanrı ile yürüyen bir bilgedir. Onun şahsiyetinde, felaket gelmeden önce ahlaki bir "gemiyi" / ark inşa etme sorumluluğu vücut bulur. Tanrı’nın insana yönelik sevgisi, yaklaşan kaosun belirtilerini önceden görüp hazırlık yapması için vicdanın sesini elçiler aracılığıyla yükseltmesidir..

·      İbrahim ve Macera Çağrısı: İbrahim, 75 yaşına kadar konfor alanında yaşayan ancak ilahi çağrı ile yola çıkan "macera" / adventure arketipidir. Onun hayatı, bireyin konforu terk edip doğruyu söyleyerek nasıl bir "ulus" / great nation yani kalıcı bir miras kurabileceğinin psikolojik analizidir.

·      Musa ve Özgürlük Ruhu: Musa, hem bir prens hem de bir çoban olarak "çifte soy" / dual ancestry mitini temsil eder. Onun en büyük travması ve terbiyesi, ikna yerine güç / power kullanma eğilimidir. Tanrı, Musa aracılığıyla köleleşmiş zihinleri özgürlüğe taşırken, aynı zamanda "On Emir" gibi açık yasalarla toplumu terbiye eder.

·      Yunus ve Kaçışın Bedeli: Yunus, vicdanının çağrısından kaçan ama "balığın karnında" / belly of the whale (cehennem/bilinçdışının karanlığı) tövbe ederek yeniden doğan trajik bir figürdür. Onun hikâyesi, en azılı düşmanların bile (Ninova halkı) ilahi merhametle kurtulabileceğini göstererek insanın intikam hırsını terbiye eder.

Kıyametin Geciktirilmesi ve Sürekli Terbiye Şartları

Toplumsal veya evrensel kıyametin "aceleye getirilmemesi", ilahi olanın insanın hür iradesine ve gelişimine duyduğu saygıdan kaynaklanır. Kaynaklara göre, bir toplumda on adet "doğru adam" dahi bulunsa, Tanrı o şehri helak etmekten imtina etmektedir (Sodom ve Gomore bardağı). Thıs / bu durum, ilahi terbiyenin bireyden topluma yayılan subsidiriyarite / subsidiary (yetki devri) ilkesiyle çalıştığını gösterir. Tanrı, kuluyla olan bağını vicdanın o "hafif ve ince sesi" / still, small voice aracılığıyla her an canlı tutar.

Tanrı'nın insana yönelik sevgisi, her bireyin taşıdığı dinsel sorumluluğun büyüklüğü ve bu sorumluluğun yerine getirilmesi için her an sunulan bir kurtuluş imkanı olarak tezahür eder..

***Doğruyu söyleme ve sorumluluk alma eylemi, bireyi ve toplumu kaçınılmaz olarak yutan kaos fırtınasından ve karanlık bir yutulma deneyiminden koruyan yegâne güçtür.***.

Sonuç olarak, peygamberlerin sürekliliği, insanın "Tanrı ile güreşme" / wrestle with God (İsrail isminin kökeni) kapasitesinin bir sonucudur. Kıyamet, ilahi iradenin bir anlık öfkesi değil; insanın Logos’tan / Kelam saparak yarattığı karanlığın nihai limitidir. Tanrı ise, bu karanlıkta dahi kula "başını göğe kaldırma" ve hiyerarşik değerini / hierarchy of value hatırlama fırsatını sürekli elçileriyle hatırlatmaktadır.

 

Kaynakça (APA)

·      Peterson, J. B. (2024). We Who Wrestle with God: Perceptions of the Divine. New York: Portfolio / Penguin. [Yüklenen kaynak metin].

·      Kutsal Kitap Referansları (Matthew, Mark, Luke, John, Genesis, Exodus, Numbers, Deuteronomy, Job, Psalms, Isaiah, Romans, Ephesians, Hebrews, Revelation) metin içinde Peterson’ın analizleri bağlamında kullanılmıştır.

 

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ

    KAYIP TÜRKLER ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KURTLESEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ Baskı: Aralık 2014 ALİ RIZA ÖZDEMİR 1977 yılında Erzincan'da doğdu. Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünden mezun oldu. Erzincan Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Kitaplarının ve kitap bölümlerinin dışında yazı, makale ve şiirleri değişik yayın organlarında yayımlanan Ali Rıza Özdemir, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsünün Politik, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezine bilimsel danışmanlık yapmaktadır. Özdemir, çalışmalarını tarihi coğrafya, dinler coğrafyası ve etnik coğrafya ile coğrafya tarihi ve coğrafyada felsefesi yönelimler konularında yoğunlaştırmıştır. YayımIanmış kitapları şunlardır: Ali Rıza Özdemir, (Hifzullah Eryeşil, Ahmet Remzi Oran, Ab- durrahim Güneş ile birlikte), Beyaz Kent: Siirt, Siirt Valiliği Yayınları, Ankara, 2007. Ali Rıza Özdemir, Kart Kurt Sesleri Arasında Kaybolan Gerçek: Kür...

YEZİDİLİĞİN YOKEDİLMESİ ÜZERİNE BİLİMSEL SAHTEKÂRLIK

  Yezidiliği yoketmek için yapılan sinsi uygulama… Yezidilik yerine EZİDİLİK kullanılarak,   bir kelime değil br topluluk   yok edilmeye çalışılıyor. Ortadoğuda geneli Şafii Kürtler arasında   Yezidiler   bir ayrıcalık gösterirken adlarının   “Ezidi” olarak değişimi   -mesnetsiz uydurmalar ile-   bir topluluk tarihinden koparılmak isteniyor. Lawrensin “Kürtleri Türklerden   koparmak için bir yüzyıl gerekir dediği gibi.” Yezidiler içinde   bir elli sene yeter gibi. Çünkü Yezidiler kapalı toplumdan yeni yeni açılım gösteriyorlar. En son İŞİD in terör faaliyetleri ile Yezidiler ağır yara aldılar. Birde bu hain plan ile 20 sene sonraki yeni nesil tarihinden kopacak ve istenilen hedef ne ise [?]  o olacaktır.   YÖK tezlerinde bile son yıllarda     Yezidilik, dipnotlarda   varken, temel metinlerde   Ezidilik   olarak yazılması ilmi ve araştırma kurallarına uygun değilken o tezler nasıl ilmi kurullardan ...

Ahmad al-Ghazali, The Metaphysics of Love

  Ahmad al-Ghazali, Remembrance, and the Metaphysics of Love JOSEPH E. B. LUMBARD For Alexis “Love is not love which alters when it alteration finds, or bends with the remover to remove.” Acknowledgments This book derives from a doctoral dissertation submitted to Yale University’s Department of Religious Studies. I am deeply indebted to my dissertation advisor, Gerhard Bowering, who first suggested this topic and saw the project through to completion. I must also thank Seyyed Hossein Nasr, under whom I completed an MA thesis on Abu Hamid al-Ghazali and who first introduced me to the fields of Islamic Studies and Sufi Studies. Beatrice Gruendler served as a meticulous reader for the dissertation and provided the overall structure that I have maintained in the final book. As a reader for the dissertation, William Chittick provided many excellent suggestions. His thorough critique of the revised manuscript many years later was invaluable. Neither the dissertation nor thi...