Hz. Davut Kıssası
Hz. Davut (aleyhisellâm), Allah'ın kendisine hem
peygamberlik hem de hükümdarlık verdiği büyük bir elçiydi. Ancak onun kavmi
olan İsrailoğulları, zaman zaman ilahi emirlere karşı geliyor ve isyan
ediyorlardı.
Kavminin içindeki bazı gruplar günahlara dalıyor,
uyarılara kulak asmıyor ve kötülükten vazgeçmiyorlardı.
Hz. Davut, onların bu inatçı ve nankör tutumlarına
daha fazla dayanamadı. En sonunda Allah’a el açarak bu zalim ve asi topluluk
için beddua etti.
Aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen kavminin başına
hemen bir bela veya helak gelmediğini gördü. Bunun üzerine Hz. Davut, Rabbine
yönelerek içindeki merakı dile getirdi: "Ya Rabbi! Ben onlara beddua
ettim, fakat cezaları neden gecikti?"
Hz. Davut'un bu sorusu üzerine Cenabı Allah, onun
kalbini yatıştıracak ve ilahi adaletin işleyişini öğretecek şu vahyi gönderdi:
"Ey Davut! Sen kulsun ve acele ediyorsun. Ben ise mülkün sahibiyim ve acele etmem. Onların içinde henüz tövbe etmemiş ama gelecekte tövbe edecek olanlar var. Ayrıca onların soylarından (nesillerinden) gelecekte Beni tanıyacak, Bana ibadet ve itaat edecek mümin kullar çıkacaktır. İşte bu yüzden onlara mühlet veriyorum."
Cenabı Allah, Hz. Davut’a (aleyhisellâm) acele etmemesini ve mühlet
tanıdığını söyledikten sonra, ona adeta bir ayna tutarak şu sarsıcı cevabı
vermiştir:
"Yarın Sen de Hata Yaparsan..."
Allah Teâlâ ona kul olduğunu ve her insanın yanılıp şaşabileceğini
hatırlatarak şöyle buyurmuştur:
"Ey Davut! Unutma ki sen de bir insansın ve bir kulun. Bugün
onların cezalandırılması için acele ediyorsun. Peki, yarın bir gün sen de bir
beşer olarak hata yapar, bir günaha veya kusura düşersen; o zaman Benim sana da
hemen ceza vermemi, seni hemen helak etmemi ister misin? Yoksa sana da mühlet
tanımamı, tövbe edip kurtulman için fırsat vermemi mi istersiniz?"
Hz. Davut (aleyhisellâm) bu ilahi ikazı duyunca hatasını anlar,
ürperir ve derhal Rabbine teslim olarak merhametine sığınır.
Sıkıntı
kırdığın kişinin kalbi Allah Teâlâya yakınsa, o zaman başına gelene dikkat
etmek gerekir. Geri dönüşü olmayan şeylerden biri budur.
"Allah
Teâla şöyle buyurdu:"
"Kim
benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu
bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri
eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda
sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü,
tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum.
Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme
alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki
tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği
şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.)
