"Kurtarıcı Lider"
kültü inşası, küresel ölçekte benzer psikolojik ve sosyolojik kodları kullanan
evrensel bir siyaset mühendisliği stratejisidir. Mehmet
Akif Beki'nin 2003 yılında yazdığı ve şu an piyasada bulunması zor olan Erdoğan’ın
Harfleri kitabı, bu kültün Türkiye’deki ilk entelektüel harçlarından
biridir.
QAnon'un Trump'a biçtiği "dünyayı gizli şeytani elitlerden kurtaracak
lider" rolü ile Türkiye'de Erdoğan için üretilen "müesses nizama ve
küresel vesayete meydan okuyan lider" imajı arasında yapısal, metot ve
amaç yönünden çok ciddi paralellikler vardır. Bu durumu
kitap özelinden başlayarak küresel kurguya doğru adım adım analiz edebiliriz.
"Erdoğan'ın
Harfleri" Kitabı Bize Ne Anlatıyor?
Mehmet Akif Beki bu kitabında
iki temel yöntem kullanmıştır: Modern dilbilim ve geleneksel Hurufilik
(harfler/ebced üzerinden anlam çıkarma).
- Musa Peygamber ile
Paralellik: Kitapta, Erdoğan'ın hayat hikayesi ile Musa
Peygamber'in firavuna karşı mücadelesi arasında mistik ve simgesel bağlar
kurulur.
- Kader Planı ve İlahi Rol: İbn Arabi'nin harfler şemasına atıfta
bulunularak, Erdoğan'ın "Alim" (bilen) ve "Muhyi"
(hayat veren/dirilten) ilahi isimlerinin tecellisi altında olduğu öne
sürülür.
Bu çalışma her ne kadar
dilbilimsel bir analiz olarak sunulsa da, kitlelerin zihnindeki "tarihsel
ve ilahi bir misyonla görevlendirilmiş lider" algısının (yani
karizmatik/kurtarıcı lider inşasının) entelektüel tabanını hazırlamıştır.
Trump ve Erdoğan Kurgusunun Ortak Kodları
QAnon'un Trump için ABD'de
uyguladığı ve başarılı olan bu kurgu, esasen dünyadaki birçok popülist lider
için benzer argümanlarla devreye sokulmuştur. İki harekette de kullanılan ortak
mekanizmalar şunlardır:
- Gizli ve Şeytani Bir
Düşman (Üst Akıl / Derin Devlet): QAnon'a göre Trump, dünyayı yöneten
pedofil ve satanist bir gizli elite ("Deep State") karşı
savaşmaktadır. Türkiye'deki anlatıda ise Erdoğan, ülkeyi bölmek
isteyen küresel güç odaklarına ("Üst Akıl") ve onların yerli
işbirlikçilerine karşı mücadele etmektedir.
- "Seçilmiş Kişi"
ve Mehdi/Mesih Algısı: QAnon takipçileri Trump'ı
Tanrı tarafından gönderilmiş, günahları ne olursa olsun davasında haklı
bir lider olarak görür. Türkiye'de de bazı uç kitlelerin Erdoğan'ı
"Yüzyılın lideri", hatta dini/mistik anlamda bir
"Mehdi" veya İslam dünyasının halifesi olarak görmesi aynı
psikolojik ihtiyacın sonucudur. Kitleler, rasyonel çözümler bulamadıkları
kriz anlarında doğüstü bir kurtarıcıya inanma eğilimindedir.
- Kurulu Düzenin Mağdur
ettiği Kahraman: Trump, ana akım medyanın
(Fake News) ve Washington elitlerinin saldırısına uğrayan bir "halk
kahramanı" olarak sunulur. Erdoğan da şiir okuduğu için hapse atılan,
sürekli darbe girişimleri ve muhtıralarla önü kesilmeye çalışılan
"milletin bağrından çıkmış lider" olarak konumlandırılmıştır.
ABD Merkezli Bir Plan mı?
Bu durumun "ABD içinde
planlanıp Trump ile devreye sokulması ve Clinton'ı yenmesi" meselesine
sosyolojik olarak iki farklı pencereden bakabiliriz:
- Dijital Siyaset
Mühendisliği (Cambridge Analytica ve Algoritmalar):
- Evet, bu bir plan ve stratejidir ancak bu
mistik bir plandan ziyade, veri temelli bir kitle manipülasyonudur.
2016'da Trump'ın seçilmesinde büyük rol oynayan Cambridge Analytica
skandalı ve sosyal medya algoritmaları, kitlelerin korkularını,
inançlarını ve öfkelerini analiz etti. İnsanların "bir
kurtarıcı" arzuladığını fark eden sistem, Trump'ı tam da bu kalıba
sokarak pazarladı ve başarılı oldu.
- Kolektif Bilinçaltının
Sömürülmesi:
- Dünya genelinde ekonomik krizler, göç
dalgaları ve küreselleşmenin getirdiği kimlik kaygıları yaşayan toplumlar,
karmaşık siyasi süreçleri anlamlandırmakta zorlanırlar. Bu noktada hem
Trump hem de Erdoğan gibi liderler, kitlelere çok basit bir formül sunar: "Sorunlarınızın tek
bir sebebi var (Dış güçler/Gizli elitler) ve bunun tek bir çözümü var
(Ben)."
Sonuç
Sonuç olarak; Mehmet Akif
Beki'nin yıllar önce Erdoğan için yazdığı şifre çözme yöntemi (Hurufilik/Mistik
roller) ile bugün QAnon'un dijital forumlarda Trump'ın tweetlerinden anlam
çıkarma (Q Drops) yöntemi özünde tamamen aynıdır.
İkisi de kitlelerin rasyonel siyaseti bırakıp, lideri bir inanç objesi
haline getirmesini amaçlar. Bu strateji her iki ülkede de
kutuplaşmış, sadık ve liderine sarsılmaz bir dini/ideolojik bağla bağlı devasa
kitleler yaratmakta olağanüstü başarılı olmuştur.
