"İslam düşünce tarihinde zâhir / dış ve
bâtın / iç dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan fıkhî ve tasavvufî aşırılıklar,
hakikati ya ruhsuz bir kalıba ya da kuralsız bir coşkuya hapsetme tehlikesi
taşımaktadır." İslam'ın ilk asırlarında zühd / asceticism (dünyadan el
çekme) hareketi mutedil / moderate (ölçülü) bir seyir izlerken, Hicri II. asırdan itibaren
zâhidlerin yerini mutasavvıfların almasıyla birlikte dinî hayatta yeni bir evre
başlamıştır. Fıkıh ilminin zamanla bir merasim ve "kîl u kâl"
/ empty talk (dedikodu) yığınına dönüşmesi, halkın sadece zâhirî hükümlerle
yetinip dinin ruhundan uzaklaşmasına yol açmıştır. Bu duruma bir tepki olarak doğan tasavvuf ise,
bazı çevrelerde şeriatın tamamen terk edildiği "İbâhiye" /
antinomianism (kuralsızlık) veya "Hulûliye" / incarnationism
(Tanrı'nın insana girmesi) gibi uç noktalara savrulmuştur.
Fıkhî Formalizm ve Tasavvufî Sekr Arasındaki
Kırılma
Fıkıhçıların
dini yalnızca "dünya ilmi" olarak görmeleri ve ruhaniyeti olmayan bir
kaideler toplamı haline getirmeleri, kalbin tasfiyesini / purification
(temizlenme) ikinci plana itmiştir. Buna karşılık, tasavvuf yolunda "sekr"
/ intoxication (manevî sarhoşluk) hâlini esas alan Bayezid-i Bistâmî gibi
şahsiyetlerin şathiyeleri / ecstatic utterances (coşkun sözler), zâhir uleması
tarafından zındıklık olarak nitelenmiştir. İnsan psikolojisi, ya cehd
gerektiren bilgiden kaçıp cehalete meyleder ya da manevî hazzın cazibesine
kapılarak aklın ve şeriatın sınırlarını zorlar. Bu noktada "orta
yol" arayışı, Hicri III. ve V. asırlar arasında üç büyük mürşid
vasıtasıyla sistemleşmiştir.
Cüneyd-i Bağdâdî: "Sahv" Makamının
İnşâsı
Orta yolun ilk ve en sağlam temeli Cüneyd-i
Bağdâdî hazretleri tarafından atılmıştır. O, tasavvufu "sekr"
(sarhoşluk) üzerine değil, "sahv" / sobriety (ayıklık) üzerine bina
etmiştir. Cüneyd'e göre manevî sarhoşluk müridlerin / disciples (yolun
başındakilerin) hâlidir; kâmil bir arif / gnostic ise her an Hakk ile beraber
olduğu halde halkın içinde tam bir denge ve ayıklıkla bulunandır.
- Kişilik ve Eleştiri: Cüneyd,
"Seyyidü’t-Tâife" / Leader of the Group olarak anılır. O,
Hallâc-ı Mansûr gibi aşırıları "sözlerin fuzulî" diyerek uyarmış
ve tasavvufu Kur'an ve Sünnet / Prophetic Tradition ile kayıtlamıştır.
- Psikolojik Analiz: Cüneyd,
nefsin "iyilik" maskesi altında gizlediği riyayı / hypocrisy
(gösteriş) fark etmiş ve müridlerini her an nefs muhasebesine /
self-accounting (iç denetim) davet etmiştir. Şeriat kemale ermedikçe
tarikat sırrı doğmaz çünkü şeriat her şeyin temelidir.
Kuşeyrî ve Hucvîrî: Şeriat ve Hakikatin Te'lîfi
Hicri V. asırda tasavvufun bir
"zındıklık" olarak görülmeye başlanması üzerine İmam Kuşeyrî ve
Hucvîrî, orta yolu yeniden formüle etmişlerdir. Kuşeyrî, meşhur Risâle'sini
şeriat hükümlerinden kaçan sahte sufileri uyarmak ve tasavvufun aslında
şeriatın özü olduğunu ispatlamak için yazmıştır. Hucvîrî ise Keşfü'l-Mahcub'da, "Hakikatsiz
şeriat riya, şeriatsız hakikat münafıklıktır" / "Sharia without truth
is hypocrisy; truth without sharia is heresy" diyerek bu dengeyi
mühürlemiştir.
Bu mürşidlere göre orta yol; zâhire / outward
(dışa) şeriatla, bâtına / inward (içe) ise hakikatle hükmetmektir. Mürid
için makam olan bir şey, kâmil bir arif için hicap / veil (perde) haline
gelebilir. Bu sebeple, kâmil bir sufi halkın arasında sıradan bir Müslüman
gibi görünürken, kalbiyle dâima ilahî huzurdadır.
Gazâlî Sentezi ve Sonuç
Orta yolun en
büyük ve kalıcı mimarı İmam Gazâlî olmuştur. O, tasavvufu Sünnî İslam'ın
merkezine yerleştirerek, ahlâkî arınmayı fıkhın ruhu haline getirmiştir.
Gazâlî'nin sentezi sayesinde sufiler zâhir ulemasının takibinden kurtulmuş,
ulemâ da tasavvufun derûnî hikmetlerinden istifade etmeye başlamıştır.
İbadette asıl olan nefsanî bir tatmine dönüşen
sayısal çokluk değil, her nefeste Hakk ile beraber olabilme bilincidir. Orta yol,
zâhirî hükümleri terk etmeden, onları birer manevî mi'rac / ascension
(yükseliş) vesilesi kılan bir anlayışla bulunmuştur. Bu denge bozulduğunda; ya
kuru bir kuralcılık (fıkhî aşırılık) ya da şahsiyetini yitirmiş bir duygusallık
(tasavvufî aşırılık) ortaya çıkmaktadır.
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 416-451, 676, 700-708).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub (S. Uludağ, Çev.). İstanbul:
Dergah Yayınları. (s. 85, 161, 230, 345-346, 361-365).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 2-10, 85,
106-108; Cilt 2, s. 586-588, 722).
- Ozak, M. (1970). Envâru’l-Kulûb (Cilt 1-2). İstanbul. (Cilt 1,
s. 1096-1099; Cilt 2, s. 1106-1110).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 36-50, 259, 755-760).
- İyâz, K. (t.y.). Şifa-i Şerif. Rehber Yayıncılık. (s. 191, 517,
602).
