"İslam tasavvuf tarihinin en ilginç /
interesting ve sarsıcı şahsiyetlerinden biri olan Seyyid Aliyyü’l-Havvâs
el-Berlisi (kuddise sırruh.), zâhirî bir eğitim görmemiş, okuma-yazma bilmeyen
bir 'ümmî' / illiterate olmasına rağmen; Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerin
en derin manalarını şerh eden, ulemanın / scholars bile hayretle dinlediği bir
'marifet deryası' / sea of gnosis olarak kabul edilir." İmam Şârânî gibi
büyük bir alimin mürşidi / spiritual guide olan Aliyyü’l-Havvâs, geçimini hasır
örerek veya hurma lifi işleyerek kazanan mütevazı bir zanaatkâr kimliğinin
ardında, 'Levh-ü Mahfuz' / the preserved tablet (İlâhî muhafaza levhası) üzerinde
tasarruf sahibi olan muazzam bir ruhanî gücü gizlemiştir. Kaynaklarda onun,
sadece Mısır’ın değil, tüm küre-i arzın / earth 'ashab-ı növbet'ini (manevî
nöbetçilerini) bildiği ve 'gayb' / realm of the unseen (bilinmeyen âlem)
perdelerini araladığı en ince detaylarıyla anlatılır [Şârânî, 1011-1013].
Ümmîlikten Ledünnî İlme Uzanan Köprü
Aliyyü’l-Havvâs’ın en dikkat çekici yönü,
herhangi bir kâğıt-kalem kullanmadan veya bir göğüsten ders almadan doğrudan
Allah tarafından verilen 'Ledünnî ilme' / divine knowledge sahip olmasıdır. O,
Kur’an ayetleri üzerine öyle derin ve orijinal / original (özgün) yorumlar
yapardı ki, zamanın seçkin müfessirleri / commentators bile bu manaları daha
önce hiç duymadıklarını itiraf ederlerdi [Şârânî, 1011]. Alimin derecesini
bilmek isteyen, hafızasındaki bilgiyi sahibine iade edip Allah’tan gelen
vasıtasız bilgiyle tartmalıdır. Gerçek ilim, satırlardan değil,
bizzat 'Bilen'in (Allah) kulun kalbine ilham etmesinden doğar. [Şârânî,
1018].
Manevî Tasarruf ve Psikolojik Sabır Örneği: Can
Bulat Hadisesi
Aliyyü’l-Havvâs’ın kişiliği, modern psikolojinin
"tahammül ve mutlak sükûnet" / serenity olarak niteleyeceği bir sabır
abidesidir. Yavuz Sultan Selim Han’ın (Osmanoğlu) Mısır’ı fethi sırasında ona
olan hürmetini çekemeyen bazı yerel yöneticiler (Can Bulat gibi), onu halk
içinde küçük düşürmek amacıyla omuzlarından ve burnundan halkalar geçirerek
Bağdat ve Kahire sokaklarında dolaştırmış, hakaret / insult etmişlerdir. Ancak
o, bu büyük 'narsisistik yaralanma' / narcissistic injury karşısında asla isyan
etmemiş, aksine bu belânın Mısır halkının üzerinden büyük bir afeti / disaster
kaldırmak için İlâhî bir 'mekr' / divine plan olduğunu keşfetmiştir [Şârânî,
1015]. Bir kulu İlâhî yardım kuşatırsa, o kulun ömrünün her zerresi bir yıla
bedel hale gelir. [Şârânî, 1020].
Kerametleri ve Fizikötesi Halleri
Kaynaklar, Aliyyü’l-Havvâs’ın 'bilokasyon' /
bilocation (aynı anda iki yerde bulunma) özelliğine sahip olduğunu, öğle
namazlarını aynı anda hem Mısır’da hem de Remle’deki Cami-i Ebyad’da kıldığını
naklederler [Şârânî, 1016]. Ayrıca;
- Manevî Muayene: Yanına gelenlerin
niyetlerini konuşmalarına gerek kalmadan bilir; "Bırak, ayrıl, sabret
veya yola çık" gibi kesin / definitive emirlerle müşküllerini
hallederdi [Şârânî, 1012].
- Tedavi Gücü: Tıbbın
aciz kaldığı cüzzam / leprosy, felç / paralysis ve istiska gibi
hastalıkları İlâhî bir izinle iyileştirirdi [Şârânî, 1012].
Mürşid, müridindeki edepsizliği gördüğü an
kalbindeki feyz perdesini kapatır; zira edepsizlikle manevî açılım (fütuhat)
bir arada barınamaz. [Şârânî, 1014].
Aşk, Tevhid ve "Kutub" Hakkındaki
Görüşleri
Aliyyü’l-Havvâs’a göre 'Kutub' / The Pole (manevî
merkez), İlâhî bir dağıtım merkezidir ve rızkın dağıtımı onun üzerinden
gerçekleşir. Kutbun kalbi daima Hakk'ı tavaf / circumambulate eder ve o, İlâhî
bir protokol / protocol gereği gizli tutulur [Şârânî, 1031]. Aşk konusunda ise,
müridin kendi iradesini tamamen sevgilinin (Allah) iradesinde eritmesi
gerektiğini savunur. Ona göre 'Habib' (Sevgili) ile 'Halil' (Dost) arasındaki
fark, teslimiyetin hızıyla ölçülür [Şârânî, 929-930].
İnsan, ancak nefsini öldürdüğü (egosundan
sıyrıldığı) zaman gerçek manada dâimî bir hayata / eternal life kavuşur. [Şârânî,
960].
Gizemli Vefatı ve Ruhanî Mirası
Aliyyü’l-Havvâs’ın ölümü hakkında kaynaklar net
bir 'gizem' / mystery bildirmemekle birlikte, 1530’lu yılların ortasında (Hicrî
940 civarı) vefat ettiği ve ruhanî mirasının en önemli temsilcisinin müridi
İmam Şârânî olduğu bilinir. Onun sırlarını sadece "kalp aynası pürüzsüz
olanlar" anlayabilir. Şârânî, hocasının ümmîliğine rağmen söylediği
hikmetleri "Cevahir ve Dürer" / Jewels and Pearls adlı eserinde
toplamış, bu sözlerin en derin felsefî ve kelâmî tartışmaları kökünden
çözdüğünü belirtmiştir [Şârânî, 1016-1017].
Dipnotlar (APA):
- Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabakâtü’l-Kübrâ)
(A. Akçiçek, Çev.). İstanbul: Bedir Yayınevi. (s. 929, 930, 960,
1011-1057, 1448).
- Câmî, A. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S.
Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 324, 608).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 148, 151).
- Ozak, M. (1975). Envâru’l-Kulûb (Cilt 1-2). İstanbul: Üçler
Matbaası. (Cilt 1, s. 188, 192, 595, 611).
