Ana içeriğe atla

  
 
Print Friendly and PDF

BİRİKİMLİ HİSTERİ, BENLİK YİTİMİ VE TOPLUMSAL SÜRÜNÜN KUTSAL CİNNETİ

 

KUTSAL SEYİRLERİN KARANLIK TAŞMASI: BİRİKİMLİ HİSTERİ, BENLİK YİTİMİ VE TOPLUMSAL SÜRÜNÜN KUTSAL CİNNETİ

"Dinsel histerinin / toplumsal çıldırının bireysel bir hezeyandan çıkıp kolektif / ortak bir cinnet sarmalına dönüşmesi, insan psikolojisinin / ruh biliminin en ilkel savunma mekanizmaları ile siyasi / idari gücün manipülasyon / yönlendirme araçlarının kesiştiği noktada gerçekleşir" şeklinde cümle içine alarak konuya giriş yapmak, kitlelerin nasıl birer yıkım mekanizmasına dönüştüğünü kavramak açısından hayati bir eşiktir. Tarihsel ve edebi vesikaların derinliklerine inildiğinde, dinsel histerinin toplumsal bir cinnete dönüşme serüveni; bireysel psikolojinin çözülmesi, kitle dinamiğinin ipnotik / uyuntu veren doğası, "öteki" kavramının şeytanlaştırılması ve iktidar elitlerinin / seçkinlerinin bu süreci pragmatik / faydacı birer araç olarak kullanmasıyla şekillenen çok katmanlı bir süreçtir.


1. Bireysel Benlikten Kaçış ve "Aşağı Doğru Kendini Aşma" (Downward Self-Transcendence) İhtiyacı

İnsan psikolojisinin verilerine göre analiz yapıldığında, dinsel cinnetin en temel yakıtı, bireyin kendi dar, yalıtılmış ve kusurlu benliğinden duyduğu derin horror / dehşet ve bu hapishaneden kaçma arzusudur. Aldous Huxley’nin ruh bilimsel çözümlemelerinde belirttiği üzere; insanoğlunda kendini aşma / benliğin ötesine geçme (self-transcendence) arzusu, en az kendini koruma ve yüceltme dürtüsü kadar güçlü ve şiddetlidir. Ancak, bireysel irade ve çaba gerektiren "yukarı doğru kendini aşma" (ahlaki ve ruhsal yetkinleşme) yolu son derece dik ve meşakkatli olduğundan, kitleler çok daha kolay olan alternatiflere yönelirler. Bu alternatiflerin en tahrip edici olanı ise "aşağı doğru kendini aşma" (downward self-transcendence) yollarıdır.

Sıradan bir insanın, bireysel bilincini ve ahlaki sorumluluklarını bir kenara bırakarak kendisini uyuşturucu maddelerin, kontrolsüz cinselliğin ya da en tehlikelisi olan "sürü zehirlenmesinin / kitle deliryumunun" (herd-intoxication) kollarına bırakması, aşağı doğru kendini aşmanın en yaygın biçimidir. Bir kalabalığın, bir sürünün parçası olmak, bireyi yalıtılmış bir benlik olmanın getirdiği tüm kaygılardan, günahkarlık hissinden ve en önemlisi ahlaki ve hukuki sorumluluktan azat eder. Sürü içinde eriyen insan için artık bireysel bir "iyi" ya da "kötü", "doğru" ya da "yanlış" kalmaz; yalnızca sürünün ortak heyecanı ve birikimli coşkusu mevcuttur.

Kişisel ahlaki sorumluluğun sürü içinde eritilmesi, bireyin kendi yetersizlik ve günahkarlık korkularından kaçarak kolektif bir delilikte sahte bir arınma bulmasını sağlar.

 

2. Sürü Zehirlenmesi, Hipnotik Trans ve Kitlelerin Yüksek Telkin Edilebilirliği

Dinsel histeriyi toplumsal bir cinnet haline getiren psikolojik süreç, ex-terrorist / eski terörist dinsel figürlerin ya da karizmatik narsist / özsever liderlerin kitleleri bir araya getirmesiyle ivme kazanır. Huxley, heyecanlı bir kalabalığın (ki her kalabalık kendi kendini uyarır ve besler) içine düşen bireyin, sürü tarafından salgılanan gizemli bir zehirle adeta dilsizleştiğini ve sub-personal / kişisel altı bir seviyeye gerilediğini belirtir.

Bu sürü zehri altında kalan kitleler, sodyum amital (bir tür sakinleştirici / anestezi ilacı) enjekte edilmiş ya da hafif bir ipnotik trans / uyuntu durumuna sokulmuş gibi son derece yüksek bir telkin edilebilirliğe / etki altında kalabilirliğe (suggestibility) sahip olurlar. Bu zihinsel gerileme anında, mantıklı düşünme ve ayırt etme yeteneği tamamen felç olur. Liderin ya da dinsel otoritenin kürsüden yüzlerce kez haykırdığı en saçma, en akıl dışı beyanlar bile kitleler için tartışmasız birer ilahi vahiy / kutsal gerçeklik haline gelir.

***Kitlelerin hipnotik bir uyuşma içinde sürü zehriyle esrikleşmesi, rasyonel düşünceyi yok ederek en vahşi eylemleri bile kutsal birer görev olarak görmelerini sağlar.***.

 

3. Bölünmüş İmparatorluk Kozmolojisi ve "Düşman" İcadı

Arthur Miller’ın teokratik / din erki yönetimlerindeki akıl tutulmasını anlattığı The Crucible (Cadı Kazanı) davasında tespit ettiği üzere; dinsel histerinin yayılması için kozmolojinin / evren biliminin iki kutba bölünmesi şarttır. Bu bölünmüş imparatorlukta (divided empire), belirli fikirler, duygular ve eylemler tamamen Tanrı’ya aitken, bunların tam karşıtı olanlar ise Lucifer’e / Şeytan’a aittir. İnsanların günahsız bir ahlakı tahayyül edememesi gibi, Şeytan’ın varlığı da bu katı ikilikçi sistemde ahlaki ve idari bir zorunluluk haline getirilir.

Tarih boyunca teokratik yapılar ve dinsel hareketler, taraftarlarını bir arada tutmak ve kendi otoritelerine mutlak bir boyun eğme (surrender) sağlamak amacıyla Şeytan’ı ve onun dünyevi işbirlikçilerini kusursuz birer silah olarak kullanmışlardır. İktidarın ve dinsel liderlerin varlığı, taraftarları arasında sürekli bir "kırılganlık ve kuşatılmışlık" (embattlement / vulnerability) hissinin canlı tutulmasına bağlıdır. Bu hissi canlı tutmanın yegane yolu ise sürekli olarak yeni düşmanlar, casuslar ve kutsal değerlere saldıran iblisler icat etmektir. Tehlikenin, ayrımcılığın ve her köşe başında bekleyen kötücül güçlerin varlığı sürekli olarak kitlelerin zihnine kazınır.

*Dinsel ve siyasi otoritelerin kendi güçlerini tahkim etmek için sürekli olarak görünmez düşmanlar ve kutsal komplolar icat etmesi, toplumsal korkuyu birikimli bir cinnete dönüştürür._.

 

4. Bastırılmış Duygular, Karşıt Uyarılma (Induction) ve Loudun Rahibelerinin Çılgınlığı

Toplumsal cinnetin tarihsel olarak en uç ve sarsıcı örneklerinden biri, 17. yüzyıl Fransa'sındaki Loudun Cadı Mahkemeleri ve bu olayları sinemaya aktaran Ken Russell'ın The Devils (Şeytanlar) filminde görülmektedir. Loudun davasında, dinsel histerinin nasıl bedensel ve kolektif bir çıldırıya dönüştüğünü gösteren psikolojik mekanizma "karşıt uyarılma" (induction) teorisiyle açıklanabilir.

İnsan beyninde ve sinir sisteminde her pozitif uyarıcı, kaçınılmaz olarak kendi negatif / karşıt uyarısını da doğurur. Loudun Ursuline manastırındaki Rahibe Jeanne des Anges ve diğer rahibeler, çocukluklarından itibaren çok sıkı bir dinsel disiplin, mutlak iffet ve günah korkusuyla yetiştirilmişlerdir. Bu aşırı bastırılmışlık, karşıt uyarılma mekanizmasıyla, rahibelerin bilinçaltında din dışılığa, müstehcenliğe ve cinsel takıntılara dair hırçın bir karşıt merkez yaratmıştır. Karizmatik ve yakışıklı Rahip Urbain Grandier’ye karşı duyduğu gizli cinsel takıntıyı ve kıskançlık krizlerini yönetemeyen Başrahibe Jeanne, bu bastırılmışlığın yarattığı histerik / nevrotik nöbetlerle sarsılmaya başlamıştır.

Bu bireysel histeri, dinsel ve siyasi çıkarlarını korumak isteyen Peder Barre ve Laubardemont gibi "profesyonel cadı avcıları" ve exorcist / şeytan çıkarıcı pederler tarafından körüklenmiştir. Rahibelerin histerik krizleri, halka açık şeytan çıkarma ayinlerinde çırılçıplak soyunup dini bir çılgınlık (religious frenzy) içinde çığlıklar atarak dönmelerine ve kilisedeki kutsal haçı indirip onunla mastürbasyon yapmalarına kadar varan büyük bir histeri orgisine / toplumsal delilik şovuna dönüştürülmüştür. Exorcistlerin / şeytan çıkarıcıların "bunlar şeytanın işidir" şeklindeki sürekli telkinleri, rahibeleri gerçekten de içlerinde iblisler olduğuna inandırmış ve bu durum tıp dilinde "iyatrojenik hastalık" (iatrogenic disease - hekimin / pederin kendisi tarafından üretilen ve beslenen hastalık) olarak tanımlanan kolektif bir delilik doğurmuştur.

Sıkı dinsel baskıların yarattığı zihinsel uyarılma, toplumsal cinnet anlarında bastırılmış cinsel hırsların ve müstehcenliğin kutsal bir trans maskesi altında bedensel olarak patlamasına yol açar.


5. Bütüncül (Totalist) Yapılar ve İnanç Hapishanelerinde Akıl Tutulması

Toplumsal cinnetin modern çağdaki izdüşümleri incelendiğinde, Robert Jay Lifton'ın totalist / bütüncül yapılar için belirlediği kriterler, kitlelerin zihinlerinin nasıl prangalandığını açıkça ortaya koyar. Lifton’a göre, bütüncül bir inanç hapishanesinin ilk adımı "çevre kontrolüdür" (milieu control - bireyin dış dünyayla olan tüm iletişim ve bilgi kaynaklarının kesilerek manipüle edilmesi).

Bu yapılarda, zihinsel direnci kırmak ve dogmayı sorgulanamaz kılmak için "düşünceyi sonlandıran klişeler" (thought-terminating clichés) kullanılır. Karmaşık insani sorunlar ve sorgulamalar, lider tarafından üretilen son derece indirgemeci ve kesin tınlayan kalıplarla (örneğin Scientology’de "Suppressive Person / Engelleyici Kişi", "wog / değersiz dünyevi insan" ya da cemaat dışındakileri şeytanlaştıran diğer dinsel ya da ideolojik sıfatlar) bloke edilir.

Bu yoğun psikolojik abluka altında, tarikat / kült liderinin narsisistik / özsever hırsları uğruna "iyi insanlar", samimi dindarlar kendi vicdanlarını ve merhametlerini tamamen devre dışı bırakarak en ağır istismarları, şiddeti ve hatta çocuk tacizlerini bile sessizce geçiştirip savunabilir hale gelirler. Jim Jones’un Peoples Temple / Halk Tapınağı örneğinde görüldüğü gibi, "us versus them" / biz ve onlar paranoyasıyla beslenen bu zihinsel kölelik süreci, kitleleri liderin tek bir emriyle 900'den fazla insanın kendi çocuklarına siyanür içirerek toplu intihar ettiği ("White Night" / Beyaz Gece) bir cinnet noktasına kadar sürükleyebilir.

Kutsal bir amaç uğruna bireysel aklın bütüncül dogmalara teslim edilmesi, vicdanı tamamen körelterek kitleleri kendi yıkımlarının ve toplu cinnetlerinin uysal birer celladı haline getirir.


APA Kaynakça ve Bibliyografya

  • Des Niau. (1634/1887). The History of the Devils of Loudun, Volumes I-III (E. Goldsmid, Trans. & Ed.). Edinburgh: Privately Printed.
  • Henne, P. S. (2023). Religious Appeals in Power Politics. Ithaca: Cornell University Press.
  • Huxley, A. (1952). The Devils of Loudun. London: epubBooks.
  • Lifton, R. J. (1989). Thought Reform and the Psychology of Totalism: A Study of "Brainwashing" in China. Chapel Hill: University of North Carolina Press.
  • Miller, A. (1953). The Crucible. New York: Viking Press.
  • Wright, L. (2013). Going Clear: Scientology, Hollywood, and the Prison of Belief. New York: Alfred A. Knopf.

 

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ

    KAYIP TÜRKLER ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KURTLESEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ ETNİK COĞRAFYA BAKIMINDAN KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ Baskı: Aralık 2014 ALİ RIZA ÖZDEMİR 1977 yılında Erzincan'da doğdu. Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünden mezun oldu. Erzincan Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Kitaplarının ve kitap bölümlerinin dışında yazı, makale ve şiirleri değişik yayın organlarında yayımlanan Ali Rıza Özdemir, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsünün Politik, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezine bilimsel danışmanlık yapmaktadır. Özdemir, çalışmalarını tarihi coğrafya, dinler coğrafyası ve etnik coğrafya ile coğrafya tarihi ve coğrafyada felsefesi yönelimler konularında yoğunlaştırmıştır. YayımIanmış kitapları şunlardır: Ali Rıza Özdemir, (Hifzullah Eryeşil, Ahmet Remzi Oran, Ab- durrahim Güneş ile birlikte), Beyaz Kent: Siirt, Siirt Valiliği Yayınları, Ankara, 2007. Ali Rıza Özdemir, Kart Kurt Sesleri Arasında Kaybolan Gerçek: Kür...

YEZİDİLİĞİN YOKEDİLMESİ ÜZERİNE BİLİMSEL SAHTEKÂRLIK

  Yezidiliği yoketmek için yapılan sinsi uygulama… Yezidilik yerine EZİDİLİK kullanılarak,   bir kelime değil br topluluk   yok edilmeye çalışılıyor. Ortadoğuda geneli Şafii Kürtler arasında   Yezidiler   bir ayrıcalık gösterirken adlarının   “Ezidi” olarak değişimi   -mesnetsiz uydurmalar ile-   bir topluluk tarihinden koparılmak isteniyor. Lawrensin “Kürtleri Türklerden   koparmak için bir yüzyıl gerekir dediği gibi.” Yezidiler içinde   bir elli sene yeter gibi. Çünkü Yezidiler kapalı toplumdan yeni yeni açılım gösteriyorlar. En son İŞİD in terör faaliyetleri ile Yezidiler ağır yara aldılar. Birde bu hain plan ile 20 sene sonraki yeni nesil tarihinden kopacak ve istenilen hedef ne ise [?]  o olacaktır.   YÖK tezlerinde bile son yıllarda     Yezidilik, dipnotlarda   varken, temel metinlerde   Ezidilik   olarak yazılması ilmi ve araştırma kurallarına uygun değilken o tezler nasıl ilmi kurullardan ...

Ahmad al-Ghazali, The Metaphysics of Love

  Ahmad al-Ghazali, Remembrance, and the Metaphysics of Love JOSEPH E. B. LUMBARD For Alexis “Love is not love which alters when it alteration finds, or bends with the remover to remove.” Acknowledgments This book derives from a doctoral dissertation submitted to Yale University’s Department of Religious Studies. I am deeply indebted to my dissertation advisor, Gerhard Bowering, who first suggested this topic and saw the project through to completion. I must also thank Seyyed Hossein Nasr, under whom I completed an MA thesis on Abu Hamid al-Ghazali and who first introduced me to the fields of Islamic Studies and Sufi Studies. Beatrice Gruendler served as a meticulous reader for the dissertation and provided the overall structure that I have maintained in the final book. As a reader for the dissertation, William Chittick provided many excellent suggestions. His thorough critique of the revised manuscript many years later was invaluable. Neither the dissertation nor thi...
Arşiv Keşif Ağı: